19 Mayıs 2009 Salı

Seyir

Yaslı gittim Şen geldim, Aç koynunu ben geldim..Bana bir yudum su ver çok uzun yoldan geldim!!
An itibariyle evimdeyim..Koca bir kış mevsiminden sonra yazın tam bağrında güneşin karanlıkta hiç birşeye izin vermediği kalabalıkların su yüzüne çıktığı iklimsel berraklık...4 gün olmasına rağmen kapıya tüküreli, hala üzerimdeki komutsal mallığı atabilmiş değilim..Şiddetli sallamalar ve dürtmeler ile cevaplayabiliyorum üzerime koşar adım gelen soruları..Eeee ile başlayan sorular hep bir yenisini doğururken, uzaklara donuk bakışlar ile halat fırlatıyorum..Yorgunluğun uykusuzluk ile ilişkiye girmesinden doğan piç çocuğa ben bakıyorum sivil ilk günümden bu yana..Buna bir de "nisan mayıs ayları gevşer büzük yayları" sendromu da eklenince oldukça sinameki çıktı sesim..Şişen gözlerim ve eklem sızılamalarını önümüzdeki günlerde atacağım kuşkusuz, içime batan onca haki renk sancıyı ve sesleride kumlara gömdüm mü, al sana sıfır kilometre katrankara...Çizgiroman gibi sayfa sayfa geçiyor önümde, kalemle çizilmiş günler... ve şaşma ünlemli cümle hep aynı "ulan sen bu işi yaptıysan bunu herkes yapar"...Zira bu bünyeden onca zaman ses gelmeyince meraklanıp kıllananlar bile olmuş..Bilseler ben o zaman hangi küfürleri tespih yapıp çektim, uzunca sahil boyunda...Hangi hastanın yüzünde, düşlediğim dünyanın haritasını gördüm, tezgah arkasında kaşarlaşmış bir tezgahtar gibi söylem satan onca götlü göbekli amcanın kurduğu dünyanın göğsüne kalem sapladım...

4 vesayit değişip karaya ilk adımda çıktığım iskeleden çok geçmeden girilen hastane kurumunun her zaman insanları iyileştirmediğini, bazen de adı sanı duyulmamış hastalıklara gebe olduğunu görmem çok zaman almadı...Evet bir geri hizmet birliğine, hatta söylenene göre sürgün yerine gönderilmiştim...Aklıma da hiç gelmezdi 20 yaşında ülkenin farklı yerlerinden gelen gencecik yağızların birbirlerine o kadar kötü davranacakları..Bir sistemin içinde eriyip gidecekleri, Disiplinden önce eğitimin yer alıp, yurt sevgisinin böyle kazanılacağı... Acımasız ve hasta olan "devrecilik" adında bir yapı ile yasak olmasına rağmen önce gelenin sonra gelene ızdırap olacağı...Allahtan bize bulaşmadılar pek..Geleceğim güne kadar sorduğum neden ben sorularına cevabım her seferinde başka başka oldu...Uyandığımda alışırım diye yastığa başımı koyduğumda ilk günü yemenin verdiği mutluluk çok sürmedi, adetmiş yeni gelene denizden taş çıkartmak komutan hadi diyince irkildim..Aralık ayında paçalarımdan bacaklarıma sızan deniz suyu sadece maneviyatımı üşüttü, iyot kokusu hiç bu kadar yakmamıştı genzimi..Tıpası oradaydı dünyanın ve ben inatla aradım hangi taşın altında diye, evet o tıpayı kaldırdığımda tüm herşey bir çizgifilm basitliğinde içene akacak yok olacak ve bitecek bu likit durum..Kaldırıp koca taşları, fırlattım kumların ortasına..Bir mezar oluşturup içine gömmek için tüm bu olanları.... Benden sonra gelenlerinde aynı şekilde fırlattığı o kayalar ile çoğalmıştı yanyana yatan hüzün ölüleri..


7 gün sonra daha da kalabalıklaşan sayımız ile başladı, birbirinin fotokopisi günler...Kendi kendine işleyen sistem bir mıknatıs gibi çekti üzerine bizi, direnen ayaklar yoruldu, düşünceler hadım edildi.. Ufak elektriklenmeler ortalığı aydınlatmaya başladı, sinir harbinde oldukça yaralı taşıdık... Nöbetler başlamıştı ilk hafta sonunda, vazife 24 saattir anlayışı ile gece 8-12, 12-4, 4-8 gibi ağır uyku saatlarinde kaç sigara eskitildi kim bilir...Ne duymuştum ne görmüştüm 4 saat nöbeti bu güne kadar gidenlerden ta kii, halüsinasyonlarım artana kadar.... Uykunun en sıcak durağında, ranzamın sallanması ile "hadi" sesi sinirleri de oldukça laçka etmedi değil.. Karanlıkta gördüğüm düşsel yanılsamaları ilk göründüğüm doktor oldukça komik bir şekilde açıkladı "uykusuz kalmamalı, yorgunken dinlenmelisin"... Ferhan Şensoy'un kulaklarını çınlatıp içli bir "hassiktir" çekip ama yine de teşekkür edip çıktım odasından...Sağa sola bakmamak için bişeyler okumayı kesti aklım...Neden olmasın diye 3-4 günlük gazeteleri bile satır satır okumanın ne kadar sıkıcı olduğunu tarif ile anlatmak imkansız..Bu arada nöbetsel sıkıntılar nedeni ile cezaevine giden gelen çokca şahıs anlattıkça "güllübahçe" günlerini, iyiden iyiye darlanmaya başladı 4 saatler...Nöbetler de artık sıkıcı geçmiyordu zaten, "oyuncak yutan çocuk, alkol muayenesine gelen kavgacılar, madde bağımlıları, intihar teşebbüsleri..." geçiyordu zaman... Soğuklar artarken havaya sırnaşıyordu sigaramın dumanı, bir kahve kokusu keskinliği o küçücük odalarda acımasızca dolaşıyordu..Hangi uyku halinde hangi rüya bünyeye ne kadar yakışıyor o ölçülüyor, sonra zavallı not defteri kalemin umarsızca tacizlerine maruz kalıyordu....Cümlelerin ucunu bileyleyip sağa sola fırlatmak yerine sinenin saklı zulasında, deftere hapis edilmesi fikre çok mantıklı geliyordu...Bu süreçte günler hızla akıp gidiyordu!!! Ebatların elverişliliği tören ve merasim takımına kabul ettiriyor, elde silahlar püsküllü kıyafetler gelen karşılanıyor giden uğurlanıyordu..Ta ki belimde senelerdir varolan siyatik sızısının dizimde varolan menisküs yırtığı ile birleşip 2-3 gün istirahat almama neden olduğu o acı zamana kadar...Şaaakk rapor ve spor istirahati ile o işten de tereyağından kıl çeker gibi sıyrılmam haddinden fazla rahatlattı.. Oldukça alışmıştım bu süreçte görev yerime, evet hastanenin bir kaç yerinde saçma salak işlerden sonra zaten atama ile "döner sermaye" bölümünde görevlendirildiğim ortaya çıktı..Dünyalar tatlısı, temiz kalpli ve sözlü bir sivil memur bayan orada geçen 4 ayda o kadar yardımcı oldu ki..Doğum günümde ve döneceğim gün getirdiği pastalar, adıma evine giden mektuplar kargolar, hiç unutmadan getirdiği sigaralar vs.... saymakla bitmez...Teşekkürler teşekkürler teşekkürler....!



Sadece bunlar değil ama onca yazı arasından cımbızlayıp çıkardıklarım, satır aralarında gölgelere sığınmış kelime birikimleri okudukların...Yazacak anlatacak o kadar şey var..!Hayatım boyunca unutulmayacak 5 ay, güzelliklerden yoksun bir 5 ay....Ben yandım siz yanmayın diyecek bir 5 ay...Kağıtlarda şahitliği olan bir 5 ay... Artık evimdeyim! Tabur yok, neta batarya yok, her yemekte havuç yok, intihar yok, toka-arya yok, selam yok, üniforma yok, tören yok, evrak yok, sürtüş yok, sallama çay yok, yer değiştirme yok, f klavye yok, palet yok, tuzsuz yemek yok, çarşaf gerdirme yok, kep yok, sayı ver yok,gürültü yok, boya yok, arabesk yok, künye yok, rapor yok, denetleme yok, 3ü 1 arada kahve yok, kral tv yok, çarşı izni yok, saç-sakal traşı yok, soğuk yemek yok, ütü yok, nöbet yok, silah yok, kamara yok, gece dersi yok, hemşire kaprisi yok, yat-kalk yok, yanaşık düzen yok.......................................
EY ÖZGÜRLÜK...!
Fotoğraflar hastane arşivinden olup tamamen gerçektir! Çanakkale savaşında hastanenin ilk görüntüleridir..Onlardır saygıyı hakeden,gerçek olan..

Özetle
"Dünya talebiyle kimisi halkın emekte
Kimileri oturup zevk ile dünyayı yemekte
Mutbahlarına aç varan adem değenek yer
Derbanları var göz kapıda ele değenekte.."

4 yorum:

su dedi ki...

işte böylee...önceden kurulu bi oyundu sanki,oynandı bitti,geride kalan anlar,anılar..
tekrar hoşgeldin.

siyahkupe dedi ki...

//geçmiş olan dünden hiç yad etme
yarın da gelmemişken feryad etme
düşünme geleceği de geçmişi de
şimdi şen ol da yaşamı berbad etme//
hoşgeldiniz. :)

Murat dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Murat dedi ki...

çok güzel yazmışsın eline sağlık...o yok bu yokta ben niye yokum yazıda:)))