24 Kasım 2009 Salı

1.



kim derdi bir gün öğretmenler gününün benim için özel bir gün olacağını...Evet bugün benim ilk öğretmenler günüm ve garip bir hissiyat içindeyim..Benim öğrencilerim ne üniformalı ne de küçük hatta çoğu bizzat benden büyük ama demek böyleymiş öğretici olmak..Aslında Ankarada kalsam kurumun düzenlediği geceye katılıp ilk kutlamayı yaşayacaktım ama bayram için dönem öncesi girilecek son tatil ağır bastı ve Attalosa geldim..neyse bu seferlik böyle olsun..hayat çok garip be blog değil mi?

22 Kasım 2009 Pazar

haydi kalk ayağa yürü güneşe

14 Kasım 2009 Cumartesi

kıskanmak



Artık vizyonda olduğuna göre rahat rahat yazabilirim..Hem bu sayede kamuoyu yapmış olurum blog nazarında...her zaman olduğu gibi kitap ile film çatışması yine yaşandı, kitap okunduktan sonra mı gitmeli filme yoksa film izlenip mi kitap okunmalı?? bu yazının ne hakkında yazıldığını tahmin ettiniz sanırım.."Kıskanmak" filmi ve aynı isimli kitaptan bahsediyorum...Büyük beklenti yaratıyor her zaman Zeki Demirkubuz ve hiç birinde boş yere olmadı bu beklenti..O kadar zor bir konunun, kitapta bile vurgusu defalarca yapılmasına rağmen kötülüğün karakterden bize geçmesi oldukça zaman alırken, eserin konusunu değiştirmeden ve filmi uzatmadan vermesinde bazı sıkıntılar yaşamış muhakkak...biraz eksik geliyor konu hakkında bilgisi olana..

Karakterler ise çok başarılı seçilmiş, evin güzel gelini mükerrem yani berrak tüzünataç dışında..Ya tamam güzeldir şudur budur ama bir insan hiç mi rol yapamaz, dönem Türkçesi ağzında bu kadar mı Fransız kalır?hani odun diyeceğim neyse...yokmuydu acaba şöyle işveli cilveli bir abla?

gelelim diğer notlara..Orada o kadar insan varken, içimden geçmedi değil hani "ulan bunların çoğu ajite asker filmi nefese, ya da eğlencelik diğer filmlere gider" dedim ve göt içi kadar salonda7-8 kişi olduğunu görünce bizzat kendimi haklı buldum...
beyaz yalnızca perde de değildi aynı zamanda yanımdaydı çok şükür..ha bir de unutmadan Beşiktaşın kuruluş ambleminide filmde sık görünen bir aksesuar olarak kullanması da takdire değer tüm siyahbeyazlar için...

bunu da görün derim, illa da derseniz sıralama yap...demirkubuz deyince akla "kader" gelir o ayrı..

13 Kasım 2009 Cuma

diyor/9



-"Efendim bağırmanıza gerek yok! Bağıranlar haklı olsaydı, otobüs terminallerindeki çığırtkanlar, en haklı meslek grubu olması gerekirdi!"

-"Çok özür dilerim. Biz 10 Kasım gibi çok özel bir günde milletvekilliğimizi unutup, "aç aç gecesinde zanneden milletvekillerinden değiliz"

ve müthiş 2 diyor maddesi de ufuk hocadan..Mecliste açılım adına ağzını sonsuzluğa açan parlamenterlerimiz arasından söz alıyor bağımsız milletvekili Mehmet Ufuk Uras..Konuşması uzuyor ve meclis başkanı ek süre veriyor..Derken özellikle CHP sıralarından tepki yükseliyor yeteeer keess gibi höykürmeler...veee Ufuk Hocadan ilk diyor geliyor..
arkasından devam ediyor sesler ve bomba gibi ikinci diyor... alkışlıyorum tebessümle ufuk hocamı..

aç aç gecesi: Efendim bilmeyenler için açıklayayım, aç aç askerde genelde acemi birliklerinde "moral" maksadıyla 3. sınıf pavyon karılarının olduğu prodüksiyonlar ile özellikle haftasonları yapılan programlarda, erlerin hanımefendi şarkı söylerken çıkardığı seslerdir...Aç Aç Aç derler sanatçımız da komple döker incilerini...
Daha detaylı bilgi için :Prens raci (aç aç organizatörü) valla iskenderuna her hafta gelirdi yalan değil..

12 Kasım 2009 Perşembe

fıssssss



blog 2.5 gündür 3.5 atıyor bünyem..buçuk buçuk nereye kadar bilmiyorum ama hala düzelmiş değilim..bu yoğun ve yıpratıcı günler vahşice saldırıyordu bende nereden patlak verecek diye bekliyordum...akşamın geceye buyur ettiği saatlerde validemle hoş sohbet halindeykene, yav dedim hani böyle gemi-vapur bir deniz şeysinden inersinde hala başın döner ya işte tam da öyle olduğumu el kol işaretleri ile valideme anlatıyordum.. dedi tak şunu koluna bir ölçelim tansiyonu ve sonuç kısır bir halı saha maçı gibi 9/4 ..hemen kıllandı kendisi dayadı bana suyu arkasındanda keçinin bile zorlanacağı tuz oranı olan ayranı...mesane oldu venedik!neyse dedim bu böyle olmaz dinleneyim, akabinde yattara yatağa cumburlop...neyse oldu bugün sabah hala kafam güzel gibi dedim bir daha dakika ve skor alayım, bağlandık tansiyon skorborduna son dönemlerdeki kartalım gibi düşük bir seyir halinde..dışarı çıktık sonra beyazımda geldi, o hemen sordu nasıl oldun vs... dedim iyi deee bende hala güzel marmara kafası var diyemedim...oldu mu sonra akşamüstü artık alete kumanda gibi alışmışken haydi dediler bir doktora gidilsin..Beyazım tuttu kolumdan attı beni doktor teyzenin karşısına..tarihin en kısa muayenesi gerçekleşti ilaçsız iğnesiz vs....
düşük tansiyon, yorgunluk, halsizlik, uykusuzluk, baş dönmesi, gözlerde şeşi beş görme..o kadar da kıçımı kaşırım nazar mı değdi blog?
uyusunda büyüsün tansiyooonnnn.........

10 Kasım 2009 Salı

bi zahmet



bi zahmet kaldırın şunu gözümün önünden! ne zaman tv'ye baksam devletimin kanalı TRT'de "bi zahmet"isimli saçmasalak programın reklamı ya da kendisi denk geliyor..Göze batan, kılıktan kılığa giren bir lavuk türlü şebekliklerle insanları mal yerine koyuyor ve işin beni daha da geren tarafı insanlara bunun için para veriyor! peki o paralar kimden toplanıyor? Daha önce özel bir televizyondaymış ve TRT bu prodüksiyonu transfer etmiş!!!!Ya tabiki dünyada bir çok ülkenin devlet televizyonu var ama sanmıyorum ki onlar ülkenin gereksiz özel televizyonları ile sidik yarıştırsınlar...

05 Kasım 2009 Perşembe

Tek şeker



Nereye gideceğini ne yapacağını bilmeden çıkmıştı sokağa..aklının içinde ki onca muğlak cümle, karışık düşünce silahlarını kuşanmış tam siper saldırıyorken!Fikrinin ağırlığı vuruyordu dizlerine, altından kalkamayacağı bir kamyon dolusu yorgunu taşıyordu hepsi tek kaynaktan beslenen...Soğuğu hissetmişti hemen ve az önce yanan gözlerinin içine vuruyordu keskin rüzgar..yumruğunu sıkmış habersiz, elleri acıyordu hasım mecburiyetleri düşünürken, aklında bir soğuğa vuruyordu bir geceye, bir geçmişe vuruyordu bir geçmeyene..kan içinde kalmıştı çatlamış elleri, onları cebine sokmak hiç işine gelmiyordu..

tükeniyordu çoğunda, düşündükçe-yaşadıkça-konuştukça bazen sustukça...ağırlaşmıştı göz kapakları ve her seferinde daha da hızlı çekiyordu kepenklerini..Bazen ağırlaşıyor, nefes nefese kalıyordu hiç bilmediği ve her seferinde koşulsuz çıktığı o karanlık yolda, görmediği insanların yüzüne anlamsızca bakıp geçerken..

#Episode 3



sürahi



"...Gelecek, çılgınlıklar zincirlemesiydi bir zamanlar benim için .
Geçmiş ; göz yağmurlarımı biriktirdiğim sürahi .
Kader verdi ilahi .
Kabullendim vallahi . ."

03 Kasım 2009 Salı

ay karanlık

Bugün akşam olmaz artık..geçmez olur saatler...
belkide puan şeklinde yüreğimizin bir yanını
bırakırız inönüde..ama üstadın dediği gibi

"can bizim düş bizim ellere nesi"



30 Ekim 2009 Cuma

kürk mantolu madonna



soğuk havanın sayfalarıydı okuduğum değil yaşadığım bu kitap..hani herkesin vardır "fırsat bulup okuyamadığı" bir kitap, onlardan biriydi arkasına yine biten günün tarihini attığım 100 temel can yakıcı eserden birisiydi..ilk defa bir kitapta iki karaktere birden daldım ve sayfaları çevirirken oldukça es verdim..Kesik bir başlangıçla, ne bulacağını bilmeyen meraklı bir hüviyeti daha sonra hemen kendisine çekti..Böyle mi oluyor ya da olmalı bilmiyorum ama bazı bölümlerinde bu uzun öykünün çengeline takıldım..Çok seviyorum ağır kalemlerin bıraktığı koyu mürekkepleri..
kızılayda yapı kredi yayınlarının önünde arkadaşımı beklerken nasıl olduysa girip bir kaç kitap aldım ve bunlardan birisiydi Kürk Mantolu Madonna..Rus edebiyatından etkilenmiş, oldukça hazin bir öykü ve içinde çığ gibi üzerinize düşen paragraflar barındıran zannımca kadri kıymeti bilinmemiş öykü..
altı üstü sağı solu çizilecek o kadar çok cümle var ama koyusiyah olanı paylaşayım dedim
"...Hayat ancak bir kere oynanan bir kumardır, ben onu kaybettim, ikinci defa oynayamam..."

resim adı geçen kürk mantolu madonna "madonna delle arpie"

26 Ekim 2009 Pazartesi

yapmaca



maillerime bakarken gözüme ilişti, ilgilenen olursa diye paylaşayım dedim.. normalde evde canı sıkılan taze gelin gibi anket koşturan insan değilim ama bu hayli ilginç geldi..Hangi filozofsunuz? çeşitli sorulara cevap verdikten sonra ilgili feylesof hakkında kısa bilgi çıkıyor..Benim yaptığımda (itiraf edeyim hızla cevapladım) jean-paul sartre çıktı...ilgilenenler buraya buyursun, sonuçları görelim var mı aynı isim çıktığımız?

bu arada Sartre;
Tüm eylemleriniz, kendinize bir öz inşa etme hedefi taşıyor. Sizi var edenin etrafınızı çevreleyen koşullar değil, kararlarınız ve tercihleriniz olduğunu düşünüyorsunuz. Jean-Paul Sartre, varoluşçuluğu bir tür sorumluluk ve eylemlilik felsefesi olarak görüyordu. Bu yüzden de hayatı boyunca bir kez bile karamsarlığa kapılmadı. İnsanın eğer isterse başka bir dünyayı mümkün kılabileceği fikrine kapılmamızı sağlayan filozoflardan biriydi. Hiçbir zaman “böyle gelmiş, böyle gider” demedi. Ona göre insan “özgür olmak” için vardı. Geçmişe ve şimdiye baktığınızda hiç de iyi şeyler görmüyorsunuz, ama karamsarlığa kapılmıyorsunuz. Çünkü bu kötü şeyler dünyayı değiştirme isteğinizi kamçılıyor. Pek iyi bir öğretmen sayılmazsınız, kimseyi kendiniz gibi düşünmeye zorlamıyorsunuz. Ama ne zaman konuşmaya başlasanız, şimdiye kadar düşünülmemiş ihtimaller beliriyor ufukta. Karanlık bir geçmiş ya da şimdiden, insanın kendi özüyle inşa edebileceği ve sorumluluğunu bütün hücreleriyle üstleneceği bir geleceğe köprü kuruyorsunuz

23 Ekim 2009 Cuma

yine



Yarın yine yapraklar canım oy
Yarın yine yağmurlar canım oy
Ardından yine soğuk
Ardından yine tipi
Yine palto, yine gocuk, yine odun, yine kömür,
Yine sövgü kara kışa yine bahara selam.

Ederler yine tombul tombul canım oy
Gelirler yine cılız canım oy
Kiralar yine azgın
Kuyruklar yine dilsiz
Yine mız mız sıkıntı, yine hep vıdı vıdı
Yine hep televizyon, yine hep ortadoğu.

Uykular da beter canım oy
Uykular da kara kuru canım oy
Yine bezgin sabahlar
Yine yılgın akşamlar
Yine hep dalavera, yine hep o kuruntu
Yine umut, yine düş, yine hep bekleroğlu.

H. Hüseyin Korkmazgil (Ortadoğu)

Tek şarkı tek şiir ile vaziyetin fotoğrafı, zor adamı bozuyor be blog!!!

14 Ekim 2009 Çarşamba

fertig



sonunda yoğun tempodan kısmi rolantiye geçti bünyem...ağrımadık, sancımayan uzvum kalmadı bu süreçte, orta sahası oyundan düşmüş fark yemiş bir takım hüviyetindeyim, saatlerce ayakta kalmak, değişik vatandaşlara dert anlatmak hem çok sıktı hem de yordu.. çok pis tespitlerde bulundum bu süreçte acayip gözlemler yaptım çoğu bi boka yaramasa da...çok dil döktüğüm için buraya yazacak pek dilim kalmadı ama yine de bi durum değerlendirmesi yapayım dedim. Askerden bu yana hiç üst üste bu kadar erken kalkmamıştım ve erken kalkmak sabahları anlamsız bir hüzün yapıyor bende, böyle nasıl desem kendimi çok aciz hissediyorum, sanki o sabah dünya başıma yıkılmış gibi oluyor..Bir de çok yorgun insan hemen uyuyabiliyorken ben neden zınk diye dalamıyorum bodoslamadan rüyaya gariptir.. yine 3-5 günlüğüne attalos yolculuğu ve yorgunluğun şekil değiştiren hali süzülerek gelmekte kıç eskiten yol sancıları vs....
sonra
sonra mı?
nerde kaldıysam oradan devam..


09 Ekim 2009 Cuma

gece yalanları



gece yalanları
kendime söylediğim
ben en güçlü, en güzel
en doğru zannettiğim
gece yalanları
bahçemdeki kuş gibi
ilk bakışta siyah beyaz
yaklaştıkça mavi
sözlerde yorgunluk belirtisi var
şarkılar tamam ama gizli kapaklılar
gece yalanlarım
sağda solda ipuçları
ipin ucunu çeksen düğümdür çıkışları
gece yalanları
gece yalanları
gece yalanlarım
sana anlattığım
derine indikçe kıpır kıpır
en değişmez zannettiğim
gece yalanları
bir aşk büyüsü rengi
kendini bırakmak en büyük korku
baş edemediğimizden belki
düşlerdeki isteksizlik midir?
en açık seçik olan belirsizlik midir?
gece yalanları
sağda solda ipuçları
ipin ucunu çeksen düğümdür çıkışları
gece yalanları
gece yalanları

08 Ekim 2009 Perşembe

adisyon



Hangi dille yazılırsa yazılsın, basit bir cümle gibi oturur genize, yazılası, söylenesi, sövülesi formül.. koca bir şehirde kaybolmuş bir çocuk hüznü ansızın belirir, hıza izin vermeyen yavaşlıkla geçilirken dar sokaklar, tüm tabelalara göz ilişir, nerede biteceği merak edilir bu mecburi yönün.. bitmek bilmeyen bu tek cepheli savaş maalesef tarihe hep aynı sonucu verir... Elde etmek için, bedel ödemek gerekir..

Bedeller hep birşeyleri götürür, ne zaman tükeneceğinin muhasebesini yaparken aslında sonuç basittir, zira alacağı bir şey, vereceğin bir şey kalmadığında elde etme çoktan kapatmıştır hesabı..

biraz pamuk,bir de boyuna göre bembeyaz bez....

04 Ekim 2009 Pazar

ve



Hep anlatacak, konuşacak birşeylerin olması ne güzel...nasıl süreceğini, nereye gideceğini bilmeden, akıbeti hakkında hiç bir fikri olmayan bir su damlasının kuru bir zeminde süzülmesi gibi... yeter ki kurumasın günler, kurumasın kelimeler ve paralelinde yırtılsın her bir takvim sayfası...

sanırım örtü altında kalan korku kaleme hakim olmaya çalışıyor ve son dönemin zırvaları hep aynı yerde çarpışıyor..

02 Ekim 2009 Cuma

birgün



bak sen şuna
başkan ne demiş?

01 Ekim 2009 Perşembe

ala