5 Aralık 2011 Pazartesi

2/Sinek ısırıklarının müellifi



....Cemil'in bütün gün evde ruhsal söküklerle uğraştığını da biliyordu Nazlı.
Ev, iplik parçalarıyla, kırpıklarla dolu oluyordu, iki ucu bir araya getirilmemiş hatıralarla ve partal fikirlerle. Yaşamak bu küçük evde de eksik kalıyordu; elli dört metrekare içinde Cemil'in yetişemediği tamamlayamadığı şeyler vardı. Sessizlikler vardı. Hissettiği şeyi tam o anda kimseye söyleyememiş Cemil'in kuytuya köşeye bıraktığı sessizlikler, yutkunmalar ve toz...(sf:26)



...Yıllarca hayalini kurduğu, kendisini başka bir insana hayata daha hakim bir insana dönüştüreceğine inandığı şeyi yaptığını, yazdığını anlamadan yazdıkça yazdı. Hızlı ilerliyordu. Havayı güneşli görünce örgüsünü, şişlerini naylon bir torbaya koyup dışarı fırlayan yalnız ve yaşlı bir kadın gibiydi: Yaşadığı her şeyi anlatmayı istiyordu....(Sf:16)




....Nazlı, açıklama yapmak istemiyordu. Dünyamızda alışılmışın dışındaki her şeyin açıklanması gerekir ve bu hiç de masum bir gereklilik değildir. Açıklama yaparsınız, neden gösterirseniz, makul gerekçeler sunarsanız, sonra bir de bakmışsınız tam da burada sizden açıklama bekleyenlerin dilini kullanıyorsunuz, kendi dilinizi değil. Birilerine açıklama borçluysanız borcunuzu daima kendi dilinizi harcayarak ödersiniz...(Sf:27)



....Anne hayatta baba hayatta saat yeni ve çok yuvarlak. Şimdi bozulmuştu, kurma düğmesi dönmüyordu. Zembereği kırılmış olabilirdi, durmadan başa dönmek yorar, metalleri de insanları da. Dörde on kalanın kesinliği de yol açmış olabilirdi zembereğin kırılmasına, çünkü kesinlik de yorar....(sf:54)



....Hadi uyu! diyor Nazlı, Cemil'in yanına uzanırken ve uykuya kimse inanmıyor. Cemil, Nazlı'nın üzerini kapamak istiyor. Onu masa altlarında, divan diplerinde, yastıklarla, çarşaflarla kurduğu çocukluğunun küçük evine almak, o derme çatma mutluluğun altına almak istiyor. Bir daha hiç bırakmamak istiyor. Önce ikisi de korkuyor. Düpedüz korkuyorlar. Sonra Cemil Nazlı'nın bir çiçek tarlası olduğunu anlıyor. Sonra Nazlı kendisinin bir çiçek tarlası olduğunu anlıyor. Birlikte bu renkli, püfür püfür genişliğe razı oluyorlar ve Cemil o anda bildiği tek şeyi söylüyor, "Nazlı" diyor. Ardından, yirmi bir yıl sonra, en ufak bir duygusal çelişkiye düşmeden, yine "Nazlı"! diyor...(sf:87)



...Mutfak tezgahına güneş vuruyor. Cemil bulaşık yıkıyor,süngeri bardağın içinde dolaştırıyor ve anlıyor: Keder vardır. Hesap tutsun, denge sağlansın diye, büyük deftere yazılı, kaynağı belirsiz bir keder. İnsan, evet, simyacıdır; kıymıkları, çizikleri, ufacık şeyleri soy bir kedere dönüştürmeyi başarmıştır. Evrenin muazzam boşluğu madde, anti-madde ve keder ile doludur...(sf:98)




1 yorum:

alkım dedi ki...

Bizim Büyük Çarezisliğimiz ve Sinek Isırıklarının Müellifi. İki kitabı da soluksuz okudum. Cemil, Nazlı, Ender, Naslı, Çetin hepsi hala aklımda...